• isimkayit.com

  • Zaman Geçiyor !

  • Reklâm Alanı

  • Yazı

    İslâm tarihinin en önemli ÅŸahsiyetlerinden birisidir Hz. Talha. Onu önemli kılan özelliklerin başında hiç şüphesiz, Hz. Peygamber tarafından Cennetle müjdelenmesi gelir. Hz. Peygamber sonrası şûra meclislerinin vazgeçilmez üyesi bulunması, Hz. Osman’ın halife seçimi öncesinde hakkını Hz. Osman’a vermesi, Cemel Savaşında oynamış olduÄŸu rol, onu İslâm tarihi içinde ayrıcalıklı yere sahip kılan sair unsurlardır.

    Orta boylu, geniÅŸ göğüslü, esmer tenli olan Hz. Talha, Hz. Ebu Bekir’den sonra İslâm’a ilk girenlerden birisidir. Künyesi Ebu Muhammed, babasının adı, Ubeydullah, annesininki Sa’be’dir. İslâm’a girmeden önce ticaretle meÅŸgul olan Hz. Talha, İslâm’a giriÅŸini şöyle anlatır: “Bir gün Basra çarşısındaydım. Bir rahip, kilisesinden çıktı, bize doÄŸru yöneldi ve ‘aranızda Mekke’den gelen var mı?’ diye sordu. ‘Ben varım’ diye cevap verdim. Rahip ‘Ahmet zuhur etti mi?’ dedi, ÅŸaşırmıştım. ‘Ahmet de kim oluyor?’ deyince, rahip ‘O Abdülmuttalib’in torunu, Abdullah’ın oÄŸludur. Peygamberlerin sonuncusudur. Çıkış yeri Mekke, hicret yeri ise, hurma, sıcak ve verimin bol olduÄŸu bir yer olacaktır’ dedi. Mekke’ye döner dönmez, Hz. Muhammed’in peygamberliÄŸini ilan ettiÄŸini duydum. Hz. Ebu Bekir’le beraber Allah Rasulü’nün huzuruna gidip, Müslüman oldum.”

    İslâm’a Girişi


    Hz. Talha’nın Müslüman olması, hayatının akışını deÄŸiÅŸtiren önemli bir olaydı. O bunu İslâm’a ilk girdiÄŸinde fark etti veya etmedi bilemiyoruz ama, Hz. Talha yaÅŸamış olduÄŸu tekdüze, samimî, müstakim hayat, onun bu alandaki imtihanını baÅŸarıyla noktaladığını gösteren unsurlar arasında. Zaten Peygamber Efendimizin bunu ‘gayb-bîn’ gözüyle görüp, belirttiÄŸi nice hadisler vardır.

    Aslında İslâm’a girmekle, hayatın akışının deÄŸiÅŸmesi sadece Hz. Talha için deÄŸil, o gün, bugün Müslüman olan herkes için geçerlidir. Zira İslâm, getirmiÅŸ olduÄŸu esasları itibarıyla insan ve toplum hayatının bütününe müdahil olan, emir ve yasaklarla onu belli bir çerçeve altına alan sistemin adıdır. Nitekim İslâm’ı bu anlamda kabul edip, yaÅŸama gayreti içinde olanlar, ortamın müsait olmasına paralel olarak mutluluÄŸa eriÅŸmiÅŸ, müsait olmaması durumunda da nice imtihanlara maruz kalmıştır.

    Hz. Talha’nın Müslüman olduÄŸu dönem, Mekke’de kelimenin tam anlamıyla cahiliyenin hâkim olduÄŸu dönemdi. Yönetimi ellerinde bulunduran siyasî erk, siyasî, dinî, kültürel, ekonomik vb. birçok sebepten dolayı, Hz. Muhammed (sav)’in çıkışını kabullenememiÅŸ ve otoritelerini kullanarak İslâm’a girmeyi engellemeye çalışmışlardı. Onlar için bu uÄŸurda yapılacak olan her hareket de -iÅŸkence, öldürme buna dahil- meÅŸruydu. İşte Hz. Talha da Hz. Ebu Bekir ile beraber bu iÅŸkenceden nasibini aldı. Nevfel b. Huveylid, bu iki zatı bir iple birbirlerine baÄŸladı, hiç kimse de ‘KureyÅŸ’in aslanı’ denilen bu ÅŸahsın yaptıklarına karşı çıkmadı, çıkamadı. İslâm uÄŸrunda katlanılan bu iÅŸkence arkada bize kadar uzanan tatlı bir iz ve bir de isim bıraktı. Bunun ahirete ait yönünü ise sadece Allah (cc) biliyor. Evet, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Talha’ya birlikte aynı ipe baÄŸlandıklarından dolayı, ‘ayrılmaz dostlar’ ÅŸeklinde tercüme edilebilecek olan ‘Karîneyn’ sıfatı verildi.

    Fedakârlıklar yarışında çeÅŸitli vesilelerle yapmış olduÄŸu fedakârlıklardan dolayı, bizzat Allah Rasulü tarafından ‘Talhatü’l-hayr’, ‘Talhatü’l-feyyaz’ ve ‘Talhatü’l-cûd’ olarak isimlendirilen Hz. Talha, Peygamber Efendimizin hicreti esnasında ticarî faaliyetleri sebebiyle Åžam’da bulunuyordu. Fakat kaderin ne güzel bir tecellisi ki, Hz. Talha kervanı ile beraber Mekke’ye dönerken, hicret yolculuÄŸunda bulunan Hz. Peygamber (sav) ve Hz. Ebu Bekir ile karşılaÅŸtı. BaÅŸtan bu yana İslâm’a gönül vermiÅŸ birisinin böylesine önemli ve kutlu bir faaliyetten geri kalması elbette düşünülemezdi. Zaten Hz. Talha da yapması gerekeni, yani kendisine yakışanı yaptı. Süratle Mekke’ye gidip, ticarî iÅŸlerini ayarladı ve Hz. Ebu Bekir’in Mekke’de bıraktığı aile efradını da toparlayarak Medine’ye hicret edenler kervanına katıldı. Hz. Peygamber, onu Ubeyy b. Ka’b, Said b. Zeyd b. Amr veya Ebu Eyyüb el-Ensarî ile kardeÅŸleÅŸtirdi. Burada yer alan üç isim rivayetlerdeki farklılıktan kaynaklanıyor.

    SavaÅŸlarda


    Hz. Talha’nın hayatında en çok iç geçirdiÄŸi, belki de keÅŸke dediÄŸi olaylar arasında, kendisinin Bedir’e katılamaması gelir. Bu tesbit sadece bir zan ve tahminden ibarettir. Hata yaptı isek, önce Allah (cc), sonra o büyük ve ÅŸanlı sahabi bizleri affetsin. Fakat, yaklaşık yirmi seneden beri meÅŸgul olduÄŸumuz İlahiyat sahasında, bizim tanıdığımız sahabe anlayışı, böylesi bir fırsatın fevt edilmesinden dolayı sadece iç geçirir, ‘keÅŸke’ diye diye inler. Ama Hz. Talha’nın Bedir’e katılamamasında haklı gerekçeleri vardır.

    Rivayetlerde anlatıldığına göre, Allah Rasulü (sav) Bedir’e hareket etmezden yaklaşık on gün önce Hz. Talha va Said b. Zeyd’i KureyÅŸ kervanı hakkında bilgi toplama ile görevlendirir. Onlar görevi yerine getirmek için, Havra adı verilen mevkiye vardıklarında, kervan çoktan Mekke’ye doÄŸru hareket etmiÅŸtir. Neden sonra kervanın geçtiÄŸini öğrenen bu iki sahabi Medine’ye döner ama baÅŸka kaynaklardan kervanın geçtiÄŸini haber alan Hz. Peygamber kervanın peÅŸine düşmüş, savaÅŸ yapılmış ve savaÅŸ Müslümanların galibiyeti ile son bulmuÅŸtur.

    Bu neticeden haberi olmayan Hz. Talha ve Hz. Said, hiç vakit geçirmeden yola çıkarlar, ama Allah Rasulü ile dönüş yolunda karşılaşırlar. Nebiler Sultanı da bilgi toplamak ile görevlendirdiği bu iki şanlı sahabeyi hiçbir surette kınamaz; üstelik hem Bedir ganimetlerinden paylarını verir, hem de onlara. Bedir Savaşından elde edilen sevaba ortak olduklarını müjdeler.

    Hz. Talha, Bedir haricinde Allah Rasulünün katıldığı tüm savaşlara katılır ve cansiperane mücadele eder. Mesela Uhud Savaşında o, oğullarının ifadelerine göre 24, başka rivayetlere göre 37 yerinden isabet alır, kafasının ön ve arka taraflarından yaralanır ve iki parmağı aldığı yaralar yüzünden sakat kalır. Bu parmakların koptuğuna dair rivayetler de var.

    Talha b. Ubeydullah, Hz. Peygamber (sav)’in âhirete irtihalinden, Hz. Osman’ın ÅŸehid edilmesine kadar uzayan süreçte, hiçbir zaman huzursuzluk kaynağı olmamış, aksine milleti huzur ve sükuna davet eden, bu uÄŸurda Uhud’da yaptığı fedakârlıkları aratmayacak fedakârlıklarda bulunmuÅŸtur.

    Bu sözlerimle onu Cemel Savaşında oynadığı rolden dolayı suçluyor deÄŸilim. HaÅŸa ve Kella! Böyle bir düşünce ve isnaddan Allah’a sığınırım. Cemel Savaşında Hz. Talha’yı biraz aÅŸağıda ele alacağız.

    Evet o, huzurun temsilcisi idi. Mesela ÅŸu bir örnek, onun bu yönünü isbatlamaya yeter kanaatindeyim: Hz. Talha, Hz. Ömer’in vefatından sonra yeni halifeyi seçecek altı kiÅŸilik heyet içindedir ve o seçim öncesi görüşmeler esnasında Hz. Osman adına halifelikten çekilmiÅŸtir. İslâmî duygu ve düşünce ile yetiÅŸmiÅŸ, makam, mansıp, mevki baÄŸlamında dünya-âhiret dengelemesini iyi yapabilen insanların ‘ne var bunda?’ deyip hafife alacağı bu husus, aslında hiç de o kadar hafif ve basit deÄŸildir. İslâm’ın hele Hz. Ömer dönemindeki fetihlerden sonra dünya konjonktüründe kazanmış olduÄŸu yer, oturmuÅŸ bir devlet düzeni, idarenin emir ve gö¬rüşlerine her daim hazır âteÅŸin bir reaya, halifelik makamını cazip kılan unsurlardır.

    Ama Hz. Talha, bütün bunlara rağmen İslâm toplumunun düzeninden yana tercihini koymuş, bizim bakış açımızla terk edilemez görünen nice nimetleri gönül rahatlığı içerisinde terk etmiştir. Zira halife seçiminin uzaması, o günkü şartlar içinde toplumu ve devleti farklı mecralara sürükleyebilecek potansiyel bir tehlikeye sahiptir.

    Åžahsen ben, Hz. Talha’nın yaptığı bu fedakârlığı, günümüzün kısır siyasî çekiÅŸmelerine ÅŸahid olan insanlarımız tarafından daha iyi anlaşılıp, takdir edileceÄŸine kaniyim.

    Cemel Savaşı ve Hz. Talha


    Cemel, İslâm tarihinin hiç şüphesiz en acı tecrübelerinden biridir. Orada dış görünüşü itibarıyla Hz. Osman’ın kanının yerde kalmaması, hakikî anlamda ise iç huzurun yeniden tesisi, devlet otoritesinin saÄŸlanması adına verilen bir mücadele vardır.

    Bu mücadelede dikkati çeken en önemli husus, ölen ve öldüren tarafların sahabe olmasıdır. Az deÄŸil, Cemel’de binlerce sahabe vefat etmiÅŸtir.

    Hz, Ali, Hz. AiÅŸe, Hz. Zübeyr ve Hz. Talha (r.anhüm) gibi sahabiler baÅŸta olmak üzere, binlerce sahabenin yer aldığı ve ÅŸehid olduÄŸu bu savaÅŸ, bugüne kadar ifrat ve tefrit baÄŸlamında deÄŸerlendirmelere konu olmuÅŸtur. Akidevî görüşlerin ağırlıklı olarak rol oynadığı bu yorumlarda, kimileri ‘sahabeye laf söyletmem’, kimileri de ‘sahabe de kim oluyormuÅŸ ki’ anlayışının temsilcileri olmuÅŸ ve neticede Cemel’le alâkalı uç yorumlar öteden bu yana herkesi meÅŸgul etmiÅŸtir. Bugün bile mevzu ile ilgili objektif deÄŸerlendirmelerin yapılabildiÄŸini söylemek çok zordur.

    Kanaatimize göre Bediüzzaman Hazretlerinin ‘adâlet-i izafi ve adâlet-i mahzâ’ baÄŸlamında yaptığı yorumlar, Cemel savaşı adına getirilen en dengeli deÄŸerlendirmelerdir (Bk. Mektubat, 15. Mektub). Bu deÄŸerlendirmeler ne birilerinin iddia ettiÄŸi gibi ‘tarihi inanç alanı’ haline getirmiÅŸ, ne de sahabeyi ‘sıradan insanlar’ konumuna sokmuÅŸtur. Bediüzzaman konuyu isabet etme kadar yanılmanın da söz konusu olduÄŸu içtihad çerçevesinde ele almıştır. Buna göre savaşın tarafları mevcut ÅŸartları da nazara alarak içtihat yapmışlar, Hz. Ali ve taraftarları isabet, Hz. AiÅŸe ve taraftarları ise yanılmışlardır. Hz. Peygamberin beyanına göre, içtihatlarında isabet edenler iki, etmeyenler bir sevap kazanmış, savaÅŸ böylesine bir İslâmî temele dayandığı için öldürülenler ÅŸehid olmuÅŸtur.

    Cemel ile alâkalı Ahmet b. Hanbel’e ait olduÄŸunu zannettiÄŸim ÅŸu sözler de en azından Bediüzzaman Hazretleri’ninki kadar dikkate deÄŸer: “Allah bizleri onlarla aynı dönemde yaÅŸatmayarak kılıçlarımızı sahabe kanından korudu, biz de ÅŸimdi dillerimizi korumalıyız.” Yani ölen ve öldürülenlerin sahabe olduÄŸu Cemel hakkında daha dikkatli olmalı, ulu orta veya ileri geri konuÅŸmalara sahabeyi konu yapmamalıyız.

    Kaldı ki, Cemel’in ilerleyen safhalarında kendilerinin hata ettiÄŸini kabul eden Hz. ÂiÅŸe ve taraftarları savaÅŸtan çekilmiÅŸler, fakat fitneci unsurlar yüzünden kontrol edilemeyen yangın bir müddet daha devam etmiÅŸ, Hz. Talha’nın ÅŸehit edilmesi de bu devrede olmuÅŸtur.

    Evet, konumuz Cemel deÄŸil, Hz. Talha. Ama Hz. Peygamber (sav)’in “Yeryüzünde Allah’a karşı verdiÄŸi sözünü yerine getiren birisini görmek isteyen Talha’ya baksın” buyurduÄŸu Hz Talha, kısaca deÄŸerlendirmeye çalıştığımız bu savaÅŸta Mervan b. Hakem’in attığı bir okla, 64 yaşında iken ÅŸehid olmuÅŸtur.

    Rabbim, ÅŸefaatine nail eylesin.